Turklerklani Blog

Laptoplu Blogcu

Zıplamak Sonsuza Dek…

Yorum bırakın


Koyu bir renge bulandı gök kubbe.Birden, yavrusunu yiyen meganthereonun(meganderenun)korkunç sesine benzer bir ses duyuldu.Çıplak ayaklarının ucuna düşen bir damlayla ürkenkadın, mamut postuna sarılarak ne olduğunu kestiremediği kararan bulutlara korkuyla karışık merakla baktı.Kapkara gözleri soruyordu:Nedir bu?
Çölün yakıcı sıcağıyla kavrulan işçiler, firavunun isteklerini yerine getirmek için ölesiye çalışıyorlardı.Derken gökteki o sarı yuvarlak, tapındıkları parlak varlık, kararmaya başladı.Sarı kumun üzerindeki işçiler, inşaatı da firavunun emrini de unuttu.Ürküp kaçışanı mı ararsın, yerlere kapananı mı… Ama hepsinin aklından şu soru geçiyordu:Bu, nedir böyle?
Taştan gözlem kulesinin en üst katında, teleskobunu yıldızlı gökyüzüne çevirmiş inceleme yapan kır saçlı adamın çökmüş beenine rağmen hala dinç olan kafasına şu soru takıldı:Ayın yüzeyindeki şu çatlaklar nedir öyle?
Güneşli bir yaz günü,elindeki kuşun kanatlarını inceliyordu genç İtalyan.Tüylerin yönlerini,büyüklüklerini,kanadın biçimini büyük bir özenle çiziyordu not defterine.İşi bitince salıverdi kuşu.Özgürlüğüne kavuşan yaratık, uçtu çoşkulu kanat çırpışlarıyla.Genç, kuşu hayranlıkla izledi.Ne de güzel uçuyordu!Sordu kendi kendine:Acaba insanlar da uçabilir miydi?
Profesör, uzun çabalardan sonra üretebildikleri kök hücreye ışıyan gözlerle baktı:İşte başarmışlardı.Peki ya bir canlı kopyalanabilir miydi.?
Neden yağmur yağar?Güneş tutulması nedir?Dünya yuvarlak mı, düz mü?Kalp ne iş yapar?Kuşlar nasıl uçar?İnsanlar neden farklı farklıdır?Dünya nasıl oluştu?…Bu ve buna benzer binlerce soru, insanoğlunun kafasını kurcaladı.İnsanoğlu hep sordu.Soru sormaktan asla vazgeçmedi.Sorduğu sorulara cevaplar aradı.Kimi zaman cevap bulamadı ama, aramaktan da vazgeçmedi.Kimi zamansa yanlış cevaplar aldı sorduğu sorulara, ama daima gerçeği bulmak oldu amacı.Doğayı gözlemledi bu dünyada birlikte yaşadığı canlıları inceledi.Olgulara aklıyla nedenler aradı, deneyler yaptı.Böylece “bilim” doğru.Doğanın küçük haylaz kızı bilim, soru sorarak büyüdü hep.
Bilim yetişkin ruhların egemenliğindeki bu dünyada çocuk kalabilmiş ruhlarla beslenir.Çünkü içine düştüğü bu dünyaya inanmayan gözlerle bakar çocuk.Gökyüzü neden mavidir, kuşlar nasıl uçar,uçsuz bucaksız gökte kaç yıldız vardır,komuşunun köpeği neden konuşmuyor, bilmek ister.Binlerce soru sorar büyüklerine.Kimi zaman tatmin edici cevaplar alır; kimi zamansa büyükler tarafından oldukça saçma bulunan soruları cevaplanmaz;üstüne üstlük, sadece merak ettiği için terslenir yavrucak.Günden güne alıştığı bu dünya, yavaş yavaş cazibesini yitirir.Büyümektedir dünkü çocuk.Artık gökyüzü neden mavi merak etmez.Mavidir işte,öyle olması gerekir.Kuşlar gibi uçmak istemez, yürümek yeter ona.Bazen yürümek bile fazla gelir.Gündelik hayatın rutinlerine kaptırdığı bedeniyle birlikte sürüklenir ruhu da.Kendisi gibi binlercesine katılır.Bu binlerin arasında kimileri vardır ki, hiçbir şey onları vazgeçirememiştir soru sormaktan.Çocuksu ruhların ışıltısı, gözlerinden yansır adeta.Asla büyümezler.Hala yabancıdır onlara dünya.İşte bu büyük (aynı zamanda küçük) insanlar, bilim insanlarıdır.
Koca bir kutunu içine on tane çekirgeyi kapatalım.Düzenli olarak besleyelim bu çekirgeleri.Başlangıçta kurtulmak ister hepsi bu karanlık kutudan.Gerçek dünyayı merak ederler.Zıplarlar,zıplarlar ve zıplarlar.Önce biri pes eder.Yorulmuştur ve düşünür:Yiyecek var, yatacak yer de var.Ne diye kendini paralamalı?Aşağıda yaşamaya karar verir.Bir müddet sonra iki çekirge daha katılır ona.Karanlık kutunun içinde rahatları iyidir.Aradan günler geçer, bir de bakmışsınız ki kutunu dibini mesken edinmiş dokuz çekirge.Ama biri hala zıplamakta var gücüyle.İşte karanlık kutunun içine hapsolmuş çekirgeleriz biz de.Aramızda zıplamaktan vazgeçmemiş; azimle, inançla düştüğü karanlıktan gerçek dünyanın parlaklığını gözleri kamaşmadan hayal edebilen bilim insanları yaşıyor.Sorular soruyor dünyaya dair ve cevap aramaktan hiç vazgeçmiyorlar, tıpkı çocuklar gibi.
Bu karanlık kutuda hapsolmak istemiyorsak, her köşesinde sorular gizli olan bu dünyaya bir de çocuk gözüyle bakalım.Aynadaki aksimize bakalım ve “Şu, burnumuz dediğimiz şeyin üstünde ki iki yuvarlak nedir?” soralım kendimize.Hayata başladığımız günden beri orada görmeye alıştığımız bu yuvarlaklar hakkında ne biliyoruz gerçekte? Ya bozuk musluk gibi durmadan akıtan ortadaki şey ne?Biz kimiz? nce kendimizi yeni bir bakışla inceleyelim.Sonra da sürekli baktığımız ama asla göremediğimiz dünyayı farklı bakışlarla izleyelim.
Geleceğin bilim insanı olan çocuklarımızı, içinde çırpındığımız tekdüze alışkanlıklar bataklığına çekmeyelim.Bırakalım, onlar sorgulasınlar dünyayı.Lacivert gözyüzünün yıldızlarını saysınlar azimle, sonsuza ulaşamayacaklarını anlayana dek.Bırakalımda zıplasınlar, sonsuza dek…

Yazar: Ali

Adım ali adımı sorabilirsin de özel hayatımdan sanane be insan :)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s